Hüseyin Karacalar

15. Bana günbatımında öyküler okuyorsun. Kulağıma şiirler fısıldıyorsun. Hayat uzaklardan seslenen bir fısıltıya dönüşüyor. Sadece kelimelerden kurduğun bir dünya var elinde. Piyanodan gelen sesler başını döndürüyor. Parmağımdaki yangınla basıyorum tuşlara. Kıyamet alametleri beliriyor sayfalarda. Ağır aksak. Manzaraya düşen ağaçların hışırtısı, kavaklara tünemiş kargaların akşam çığlığı. İçinden sesleniyor gibisin. Çoğalarak azalıyorum. Çoğalıyorsun düşlerimde. Düşünsene, azalıyor ve bitmiyorsun. Bu çok garip.

16. Ankara’ya gidiyorum. Nedense Ankara’ya gitmeyi seviyorum. Yol güzel görünüyor bana. Güzel olan yollara düşmek hissi. Tarif edilmez. Garip sokaklardayım. Yağmur sonrası çamura dönüşen toprak. Yollardan geçiyorum. Ahşap bir ev var. Geniş bir balkon. Gözümün önüne gelen balkonu tarif edemem şimdi. Görselliği metne dökemiyorum. Kitaplar dizilmiş raflara. Eskimiş, yırtılmış, küflenmiş kitaplar var. Temiz olanlarını çıkarmaya çalışıyorum. Saçı sakalı birbirine karışmış bir adam çıkıyor. Ara Güler’e benzettim nedense. Şu kitapları alıyorum diyorum. On tl veriyorum. Tamam diyor. İçerde de var mı kitap? Var ama satılık değil. Olsun bakayım olur mu? Gel diyor. İçerisi de kasvetli. Kitaplara bakıyorum ama. Hani İstanbul’da büyük bir sahafa girmiştin de daralmıştın ya. Burada her şey var ama aradığını bulamazsın demiştin içinden. Küfrederek çıkmıştın. Burası da öyle bir yere benziyor. Kitapları karıştırıyorum. Ama muhayyilemde hiç bir kitap ismi yok. Hangilerine baktım bilmiyorum. Çıktım sonra o evin içinden. Çıktım rüyamdan.

17.  Başka Sesle Başka Odalar için

1. gün

Yazarın biri sosyal medya da önermişti bu kitabı. Truman Capote. Modern Amerikan edebiyatının en iyi isimlerindendi. İyi kitapları var. Defterime not etmiştim Capote’yi. Öyle hemen peşinde koşanlardan değilim. Bekler, sonra beni çağırır aradığım kitaplar. Kendiliğinden zorlanmadan bulurum kitabı. Ara tatilde bir sahafçı arkadaşımda buldum Capote’yi. İki kitabını aldım. Dedim uzun kış gecelerinde sende yerini alacaksın Capote. Sahaftan başka kitaplar bile aldım.

2. gün

Capote’nin “Başka Sesler Başka Odalar”ı okumaya başladım.

3. gün

Okumaya devam ediyorum.

5. gün

Araya başka kitaplar giriyor. Ama “Başka Sesler Başka Odalar” yine masamda. Araya şiirler, filmler, şarkılar giriyor. 

6. gün

Çok sıkıldım bu kitaptan. Hiç ilerlemiyor. Kahramanımız taşra’ya gitti. Ne yollardan geçti. Babasını görecekti. Ama bir türlü göremiyor. Capote sayfalarca başka başka şeyler anlatıyor.

7. gün.

Çok az okuyabildim.

Bitiremeyeceksin bu kitabı. Anlaşıldı bırak artık. Okuyacağın onlarca kitap var. Bırak gitsin. Kaybedeceğin bir şey yok. Hem baksana ne kitaplar seni bekliyor kitaplığında. Tamam açmadı seni. İyi de niye zorluyorsun?

9. gün.

Şiir kitapları bitirdin, dergiler okudun. Hatta Alberto Manguel’in Okuma Günlüğü’nü bile yarıladın. “Başka Sesler Başka Odalar”ın ikinci bölümüne yeni geldin.

10. gün

Olamaz böyle bir şey. Farklı bir tat var bu kitapta. Bırakamadığım gibi, ikinci bölümü de aktı gitti. Sıradan bir olayı ne güzel anlatıyor öyle. İkinci bölümle üçüncü bölüm uzun sürmedi. Dışarıda harika bir sağanak yağmur yağdı. Sonra kara dönüştü. “Başka Sesler Başka Odalar”da kendi içine döndü. Kitabın büyüsü bir hikâyeye dönüştü.

“Seni seviyorum, Joel. Seni bir sıkım, bir kucak bir sarılmalık seviyorum.”
“Ne tuhaf, insanın kendisini öğrenmesi ne uzun sürüyor…”
“Ve lütfen bana duymak istediğim şeyi söyler misin?” diye eklerdi.
Joel hatırladı. “Her şey” dedi yavaşça, “her şey yoluna girecek.”

18. Before the rain

words

Bahçeni ne güzel süslemişsin öyle. Sen bahçene bakmasını hep bildin. Ney sesi geliyor uzaktan. Yağmur yüklü bulutlar geliyor. Biraz sonra ıslatır mı bizi ne dersin. Koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma. 

Sen sözcüklere karşı suskunluk oldun… Sessizliğinle başladı kıyamet. Münzevi bir bakış attın seslere. Sesin gürültüye dönüşeceğini nerden bilecektin. Yine de göze aldın. Göze almak gerek. Sonra o ağrı gelir yerleşir. Göz ağrısı yürek ağrısına dönüşür. Onu taşıması güçtür. Ferahlatsaydın n’olurdu sanki. Kelimelerin bitti mi? Çekildin yağmurdan önce. Yağmura yakalanmak gibisi yoktur. Çekilmeyi mi kader bildin? 

faces

Yüzünü kalabalık şehirlere çeviriyorsun. Yüzünü alışveriş merkezlerine. Sürekli bir hengâme. Otobüs duraklarından seçilmiyor bakışların. Yağmur yağsa ne olur. Şehir gökyüzüne değil başka şeylere teslim olmuş. Yüzün okunmuyor. Yüzündeki saflığı kaybediş gibisin. Bir kafede uzak denizleri seçemiyorsun. Sendeki mavilik neydi öyle. Taksi çağırıyorsun. Taksi seni bir kışa götürmek istiyor. Durdurup geriye kaçmak gibisi yok. Peki, o ya kış değilse. Yine göze alamıyorsun. Yüzler aldatıyor. Ah! Seni terkedişler çekiyor. Bu nasıl bir içlenme böyle. Bu nasıl bir yol. Viran olmuş bir evin içinde anılar karşılıyor seni, iyi günler. İyi geceler. Bir hoşça kal ülkesi oluyorsun. Başkentinde mavilikler. Sonra yağmur yağacak buralara elbet. Elbet hasat elbet bir el. Çırpınışlar. Fotoğraf makinesiyle yakalayamayacaksın o içlenmeyi. Ve öyle cevapsız kalacak.

pictures

Başa dönmek acıya evet demekmiş. Başa dönmek istemezsin. Ama o acı sevincin aşkın mutluluğun adı olacak. Başa dönmek resimleri yırtmak gibidir. Resimler kalmasın. Geçtiğim yollara adını vereceğim. Belki kıvrım kıvrım akacak sana dile gelmeyen ne varsa. Ne güzel bazı şeylerin dile gelmemesi. Öyle yarım kalırsın. Öyle bakarsın resimlerden bir anlam çıkaramazsın. Cam kırıklığı, kâğıttan gemiler… 

Sessiziz, demek ki aramızda güçlü bir bağ var. 

Ama

Neden bir şeyler söylemedin? Yağmur yağmaya başladı. Film bitti.

19. Dergâh dergisinin 301. sayısında altını çizdiğim bir cümle: “Batı göz medeniyetidir.” “Görme konuşmadan önce gelir.” demiş J. Berger.

Doğu nedir peki? Söz medeniyetidir, dersek doğru olur mu? Tabii bir de okuduğum yazıda Muhsin Mete’nin vurguladığı “gönül gözüyle hakikati görme” var değil mi? Biz gönül gözüyle görürüz.

20. Kemal Tahir’in Ayşe Şasa’ya bir nasihati: “Maskaralık yaptığın sürece seni alkışlarlar, ciddi bir şey yaptığında kimse suratına bakmaz; yolunu ona göre seç” Hayret Perdesini Temaşa.

21. Sait Faik’in Semaver kitabında, “Bir Takım İnsanlar” öyküsünü okudum. Müthişti. “Ağabey, dedi, buradan bana benzer bir takım adamlar geçti mi?”

22. Cemal Süreya, Sezai Karakoç için, “inancının çılgını” ifadesini kullanmış.