İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK VI (Esma Koç)
Hüseyin Karacalar, Esma Koç’a sordu.

“Sadece şiir yazmak değil şiiri hakikatle okumak bile gayret istiyor.”

Merhaba Esma Hanım. Nasılsın? Zor günlerden geçtik ve geçiyoruz. Kendini nasıl hissediyorsun?

Merhaba. İyiyiz, iyi olmakla mükellefiz. Fakat bu zor günlerde iyi olmalarımız daim olmuyor. Neredeyse her gün kalbimizi ve bedenimizi sarsan acı haberlere uyanıyoruz. Toplum olarak her türlü felakete karşı hassasiyetimizi kaybetmiş hatta bağışıklık kazanmış durumdayız. Yine de Türkiye güçlü bir ev. Sadece bizim için değil dil, din, ırk ayırt etmeksizin bütün mazlumlar için böyle. Kendimi, yalnızca burada yaşamaktan ötürü her şeyin düzeleceğine dair bir umut içerisinde hissediyorum.

Uzun zamandan beri Aşkar’da şiirlerini okuyoruz. Niçin Aşkar?

Soğuk bir taşrada üniversite öğrencisi olduğum sırada tanışmıştım Aşkar’la. Niçin sorusunun cevabı biraz da bu. Çünkü Aşkar’da yazan hemen herkesin böyle bir taşra geçmişi vardır. Ve bu bütün şiirlere, öykülere hatta dergi kapaklarına dahi sirayet eden bir havadır. Benim için o dönem, şiiri farklı bir sabır ve ciddiyetle yazmaya başladığım bir dönemdi. Birçok şeyden bana kalan yalnızca şiirdi.

Bugün bakınca gördüğüm, neredeyse Aşkar’la büyüdüğümdür. Aşkar’ın sessiz sedasız sürdürdüğü şiir ve mesuliyet duygusu hemdert olan insanların sesini bir araya getiriyor. Hala aynı dert ve çabayla istikrarlı bir şekilde bu kaygıya sahip çıkıyor Aşkar. Bu benim için güzel bir nedendir.

Şiire nasıl başladın? Niye başladın? Şiirin hayatında bir yeri var mı? Olmasa da olur mu?

Şiire hikâyeyle başladım diyebilirim. Lise dönemimde yazdığım hikâyelerin, hikâye değil de şiir olduğunu kıymet verdiğim bir yazardan ısrarla duymak beni bir “şiir denemeleri” sürecine yöneltti. Sonra bu denemeler hiç bitmedi. Böylelikle şiirin hayatımda olmadığı bir yer kalmadı. Olmasa da olur diyebilseydim yazılmış ikinci bir şiirim olmayabilirdi. Çünkü yaşadıklarınıza şiirle karşılık vermeye kalkışmak ciddi bir karardır. Güzel bir zehirdir bu. Sadece şiir yazmak değil şiiri hakikatle okumak bile gayret istiyor. Şiirin bu zorluğu, kendini çabucak açmaması ama olmaması halinde insanda kanat bırakmaması halini seviyorum. Yani şiire niye başladığımı pek bilmiyorum ama neden bırakamadığımı iyi biliyorum. Kaldı ki, bütün bu olanlar başka türlü anlatılamazdı.

Şiir yazmanın dışında poetik anlam da şiire kafa yoruyor musun? Neler söylemek istersin?

Elbette. Fakat poetik anlamda şiir hakkında konuşmak şiir yazmaktan apayrı bir şeydir. Bunun üzerine yazmak, riske talip olmak ve emek ile yoğrulmuş bir süreç ister. Bu, yakut bir yüzük yapabilmek için madende taş kırmaya benzer. Bazen kendimce bir takım notlar alıyor olsam da ben hala taş kırıyorum. Şimdilerde

Türk şiirinde poetik anlamda elle tutulur bir çabanın olmadığı söyleniyor. Buna –biraz da kendimi kandırmak suretiyle- inanmıyorum. Yazılış biçimine hayranlıkla baktığımız şiirler bile poetik anlamda zihnimizi zorluyorsa bu iyiye işarettir. Yazılmış iyi şeylerin üzerine daha çok konuşmalıyız demektir bu. Ama maalesef içinde bulunduğumuz çevrede şairlerin birbirini açık yüreklilikle eleştirememesi gibi bir sorunumuz var. Belki de bu yüzden herkes şiir yazmak istiyor. Çünkü şiirden hesaba çekilmiyor kimse. Şiir hususunda, çok az kişiye sesimizi duyurabildiğimiz silik bir çağdan geçiyoruz. İyi-kötü her şey gürültülü yaşamımızın içinde un ufak oluveriyor. Buna rağmen sağlam şiire ulaşmak isteyen insanlar da var. Şiir herkes için okuyup geçilecek bir şey değil yani. Bazen geçemiyorsun, okuyorsun ve o şey zihnine çakılıp kalıyor.