Özgür Ballı Aşkar Dergisi’nin 64. sayısına yazdı.

Türk şiirinde okur sorunu var mı tam emin değilim ben. Sorun mevcut okurun bizim şiirimizi okumayı talep etmemesi sanırım. Yani öyle olmasa bir şiir kita­bının yüz bin basması ve satılması mümkün olmazdı değil mi? Sözde şiir kitabı diyorum ben bazılarına ama olsun, muhtemelen onların bizim şiirlerimizden hiç haberi yok, bizim onlardan var, popüler olan onlar.

Bizim şair bildiğimiz şiirini takip ettiğimiz çağdaşlarımızın kitapları ise çoğun­lukla ikinci baskıyı görmüyor. İlk baskısında da en çok bin adet basılıyor zaten. Peki neden böyle oluyor? Biz çok üst düzey bir şiir yazıyoruz da okura mı ulaşmı­yor? Ya da o kadar vasat işler yapıyoruz ki okurun ilgisini mi çekmiyor? En çok bilinen şairler neden çoktan ölmüş şairler mesela?

Genel bir okur azlığından bahsedilebilir belki evet. Kitap okumaya çok meraklı bir halk değiliz. Ve fakat şair sayısı kadar satış rakamına ulaşmış kitap sayısı bile bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir şair “şu kadar takipçim var ama kitabım üç yüz tane satmadı” demişti. Artık okumayı değil takip etmeyi önceliyor sanırım okur. Üstelik artan kitap maliyetlerinin iyice sıkıntıya soktuğu günlerden geçiyoruz.

Peki bu neyi değiştirir? Bence pek bir şeyi değiştirmemeli. Bazen yayımlanmış kitaba verilen bir iki cevap, eleştiri, okurdan gelen bir mektup verilen tüm emeğin karşılığı olabiliyor. Ayrıca şiir yazıldığı zamanda değil sonraki zamanlarda, gele­cekte daha etkili olabiliyor kimi zaman. İkinci yeninin üç atlısı, Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın ortaklaşa yaptıkları imza gününe toplam otuz kişi gitmiş mesela o dönemlerde. Şimdi yaşıyor olsalar stadyumu doldurur sanı­rım bu üç isim.

Biz ne yapacağız peki? Biz nitelikli şiirin peşini bırakmadan, kendi poetikamızı takip edip okumaya, üretmeye, çalışmaya devam edeceğiz. Okuru önemsemeden elbette olmaz, elbette geri bildirim almayı herkes çok ister ama şu an mevcut du­rumda okur sayısı bence çok önemli değil, olmamalı.

Şiirden vazgeçmeyeceğiz, nasılsa okurunu bulacak bir gün.