“Biz Allah’ın resulünden istihkakımıza rıza gösterme hüneri öğreniyoruz. Şiir bu hünerin kaos halini temsil ediyor.” [1]

Türkiye’de borç ödemeyi hatırına getirenlerle hatırından çıkarmayanlar arasında bir ömür sürüyoruz. Buradan sizin de benimle beraber olduğunuz vehmine kapıldığımı sakın zannetmeyin. Bir şeyleri bize bildirmek için ömrü zarar görmekle geçen insanların neye hazırlandığına kani’ olduysak ona hazırlanma borcundan başka bir şeyi borç saymıyoruz. Çünkü önceleri kesbî olanın şiirde yer açtığı şimdilerde ise zaruri olanın şiire karıştığı bu topraklarda istihkakını “hayır, itaat” diyerek rabblerine hünerlice yaklaşanların “isyan” edemeyerek hamd etme kabiliyetleri ellerinden alındı. Ellerinden Türklük vasfını yere bırakanlar ellerine lisanın münakaşasını geçirdiler. Bu münakaşanın, dilin aklın bir emaneti olarak vehben Âdem’e verilişinden bu yana değişmediğine kani’ değilseniz bir borcunuz vardır. Türkiye’de şiir yazmaya yeltenmek bir kenara şiiri bir gıda olarak onu yerli yerine koyabilmek bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından sarih bir biçimde anlaşılması mümkün olmayan bir vahametten başka bir şey olamaz durumdadır. Hicri 1442 senesinde yapılacak tek bir şey var ve onu yapamıyoruz. Bunu yapamadığımız için değirmenin ne yanında duracağımızı hiçbir zaman şaşırmadık. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı Cahidiyye’dir. Müessisi Cahidî Ahmet Efendi’ye nispeten bu ismi almıştır. Şeyh Cahidî Ahmet Efendi Edirne’li olmakla beraber, Halvetî şubelerinden Cemaliyye şubesinin kurucusu olan Mehmet Cemalettin Efendi’ye intisap ile tekemmül etmiş daha sonra da adına nispetle anılan Cahidiyye’yi tesis etmiştir. Ebediyete irtihaliyle tekkesinin bulunduğu Kilitbahir’de istirâhat etmektedir. Sülûka dair Kitab-ün Nasiha adlı bir eseriyle beraber bir divanı da vardır. Divanı öyledir ki hakkında söz söylemekten imtina ediyoruz çünkü belediyecilik yayıncılığıyla “bilgelikler kitabı” adı altında Cahidî Ahmed Efendi’nin beytinin sahibini Zahidî Ahmed Efendî’ye çevirenler gözümüze ibret görünmüştür.

Bir teferrüç eyleyüp baktım cihanın yüzüne
Her neye baktım ise ibret göründü gözüme
Akıl isen cangözün aç, tat kulak şu sözüme
Bir değirmendir bu dünya öğüdür bir gün bizi [2]

Bütün bunlar bir şeye işaret eder. Türk şiiri bir sokağa fırlama hareketi fakat sokağa çıkınca gördüklerinden ibret alma harekâtıdır. Bu ne demek? Türk milletinin canına ezan okuyanlar her zaman bu topraklarda düzenini yürüttü. Cana ezan okuyanlar artık cana okumaya başladı. Bütün bunların ne anlama geldiğini anlamıyorsanız canınıza okunmuş demektir. Türk şiiriyle ünsiyet kurmak canına okunmayı göze almak demekti. Türk’e lanet edenler, eziyet içinde bulunduranlar, meşakkat çektirenler ip canbazıydı. Fakat bu milletin içinden at canbazları çıktı. Canbaz’ın Farsça bir kelime ve at alıp satanlar için de kullanıldığını bilmeyenlerin şiirle ünsiyet kurması zarurî olarak düzenle bağları sebebiyle bir mahkûmiyetin sonucudur. Bu şiirin kesbi olmasına ters bir vaziyete düşmeye sebebiyet verir. Bütün bu olup bitenlerin bize yapacağımız şeyi hatırlatmaktan başka bir şeye mesela bir telaşa ittiğini hissediyorsak Türk ilinde “canbaz” olduk demektir. Bununsa ne anlama geldiğini Köroğlu’ndan başka kimse anlatamaz. Bolu beyine Nisan aylarında gelerek en iyi atları hediye eden at canbazlarının bu adetleri Köroğlu’nu Köroğlu yapmıştır. Akif’i ise kesif ve latif arasındaki ayrım Akif yapmıştır.

“O zaman istibdadın koyu bir devri idi. Matbuat hürriyetinin düşünmek bile cürümdü. Gazete çıkarmak, üstatla beraber çalışmak hatıra bile gelmezdi. Fakat zamanın böyle garip tesadüfleri var. Hâdiselerin tekevvününde bu tesadüflerin de büyük tesirleri görülür. Çok geçmeden hürriyet ilân edildi. Biz de hemen haftalık bir gazete çıkarmaya karar verdik. Adını Sırat-ı Müstakim koyduk. Süratle hazırlıklara başladık. Üstat gazetenin Başmuharriri. Ahmet Naim, Manastırlı İsmail Hakkı, Musa Kâzım, Bereket Zade, Mardinli Zade, Tahirülmevlevî, Halim Sabit gibi kıymetli âlimler, muharrirler de heyeti tahiriyeye girdiler. Üstad ‘İlk nüshada Fatih Camii’ni neşredelim’ dedi. 14 Ağustos 1324 Sıratı Müstakim’in ilk nüshası Babıali caddesini doldurdu.”[3]

Bu anlatılanların yaşanmasıyla beraber iki sene içinde lisan münakaşaları husule gelmiş, insanlar içine düştükleri sefaletin dil ile taallukunu kurar hale gelmişlerdi. Bu insanlar daha İstiklâl mücadelesinden geçmedikleri için bir şeyi yerli yerine koyamadan günlerini atlattı. Bunu nereden biliyoruz? Mehmed Âkif’in Fâtih Câmii adlı şiirinden elbette.

Derin bir uykuya…
Derken bu hâtırât-ı lâtîf
Çekildi aslına, artık hakikatin o kesîf
Likãsı başladı karşımda cilve eylemeye [4]

Türk şiiri bize geçerli bulunan hukuk sistemine dair de işaretler verir. Geçerli bir borç ilişkisinde eğer taraflar yükümlülüklerini yerine getirmezlerse, borç çeşitli yollardan devlet gücüyle yaptırıma sebebiyet verir. Fakat eğer bir borç var fakat alacaklı bu borcu ödemeye zorlanamıyorsa bu borca eksik borç denir. Yani bu öyle bir borçtur ki borçlu borcunu ödememe hakkına sahiptir. Aynı zamanda bu borç eğer ödenirse mevcut borcun ifası yerine getirilmiş sayılır. Demek ki ifa edilebiliyor ama borçlu ödemeye hukuken zorlanamıyor. Türkiye ve Türk şiirinin bir kenarında bu topraklarda bir yer işgal eden insanların durumu şimdilik bu durumdan öteye geçemiyor. Bu sebeple “Eksik Borç” serlevhası altında Aşkar Dergisi’nin Taarruznâme bölümünde neşredilecek yazılarla taalluku bulunan meseleleri serdedeceğimiz “istihzar” yazı dizisinde, pay kapma arayışı sebebiyle telaş sahibi olanlara müteakiben ha bire pörtleyeceğimi esefle beyân ederim.

Yazmayınca hâşiye hatt-ı mu‘anber haddüne
Müşkil olur âyet-i hüsnüni tefsîr eylemek [5]


*20 Cemâziyelâhir 1442 (2 Şubat 2021)

1 İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu, Tiyo Yayıncılık, 7. Baskı, 2017, s. 9.

2 Câhidî Ahmed Efendî, Divan, Süleymaniye Ktp., Uşşâkî Tekkesi Bl., no: 245, vr.45b; a.mlf., Divan, Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Bl., no: 796, vr.136a; a.mlf., Divan, İstanbul Belediye Ktp., Belediye Bl., no: 350, vr.14b.

3 Eşref Edib, Mehmed Âkif: Hayatı-Eserleri. İstanbul: Abdullah Işıklar Yayınevi, İkinci Tab’ı, 1960, s. 6-7.

4 Mehmed Âkif Ersoy, Safahat, Feza Gazetecilik, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel, Yrd. Doç. Dr. Rıza Bağcı, Arş. Gör. Fazıl Gökçek, cilt. 1, s. 28.

5 Ali Nihad Tarlan, Necâti Beg Divânı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1963, s.336, g.312, b.5.