Çağrı Subaşı

Bu başlık, “Korkulu Ustalık”ı okuyanlar için muhakkak bir şeyler ifade edecektir. Kitapla aynı başlığı taşıyan yazıyı okumakla beraber şiir üzerine olan düşüncelerimin zenginleştiğini söyleyebilirim. Bu yazıya değinmeden hemen önce şiir üzerine birkaç cümle kurmak istiyorum: Şiiri insandan ayrı düşünmemiz mümkün değil. Yirmi birinci asra ulaşmış insanın kesin bir tanımını yapmak, onu iki üç kelime ile açıklamak mümkün mü? Duygularıyla, düşünceleriyle, eylemleriyle çağlar oluşturmuş insanın duygu dünyasını anlamak için kuramlar oluşturan bilim dallarına bakınca dahi, işin çetrefilliğini bir kez daha kavramış oluyoruz. Hâl böyleyken insandan neşet etmiş şiirin bir tanımını yapmak, onu belli sınırlar dahlinde değerlendirmek ne kadar mümkün? Şiir adına yapılan her tespit kendi dünyamızdan bir kesit olsa gerek sadece. Bundandır, insan var olduğu müddetçe şiir de hep yeniden çizilmeye, her daim farklı tanımlarla ele alınmaya devam edecektir. Her tanım bir kesinliği ifade etmese de şiir adına bir zenginlik oluşturacaktır.

Gelelim, “değişmez huzur” dediğimiz başlığı ele almaya. Uyar’ın üzerinde hassasiyetle durduğu “ustalık” ve “acemilik” kavramlarını, Italo Calvino’nun “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” kitabında da görebiliriz. Calvino, “usta” yerine “üretken”; “acemi” yerine de “huzursuz” kelimelerini kullanmış.

Uyar, ustalık merhalesine varmış bir şairin doygun yapıtlar verdiğini; ancak bu eserlerin birbirinin kopyasından öteye gitmediğini söylüyor. Yeni şeyler deneyen acemi bir şair ise, her daim sil baştan yeniden yola çıkar. Önüne neyin çıkacağından, yolu nasıl tamamlayacağından bihaberdir; ama bu belirsizliğin getirdiği yeni şeyleri öğrenme isteği, onu her daim heyecanlı ve zinde tutar. Ancak usta öyle mi? Benimsediği yolun en ince ayrıntılarını bellemiş, denenecek her şeyi denemiştir. Usta şair, artık işin kurdu olduğu için biçim ve tekniğinde başarılı yapıtlar verirken, alıştığı yolda ilerlediğinden, değişmez huzurun rehavetinde “yazmak için yazar”. Bu mevzuda Uyar, Orhan Veli’yi örnek verir. Orhan Veli, başarılı eserler verdiği Hece şiirinin usta bir şairi olabilirdi; ama denenmeyeni denemek, şiire farklı bir pencereden bakmanın coşkusunu yaşamak adına, büyük bir cesaret göstererek acemi kalmayı yeğlemiş, Türk şiirine de yeni bir soluk katmıştır.

Italo Calvino ise bu bağlamda, vadinin karşılıklı iki yamacına kurulmuş iki şale[1]de yaşayan iki yazar sırayla birbirlerini gözetliyorlar, diyerek onların dünyasına ışık tutar. Buradaki yazarların, Uyar’ın ele aldığı şairlerden hiçbir farkı yoktur. Üretken yazar, benimsediği çizginin vermiş olduğu ustalıkla art arda, birbirinin eşi satırlarla kâğıtları doldurur. Okurun keyfini tatmin edecek dizi dizi romanlar çıkaran, alanında mütehassıs bir yazardır o. Öte yandan huzursuz yazar ise, bırakın art arda kâğıtlar doldurmayı masa başında tırnaklarını kemirir, bir kâğıt yırtar, bir kahve içer, sonra Hölderlin şiiri okur (oysa yazdığı ile hiçbir ilgisi yoktur). Huzursuz yazarı gözleyen üretken yazar, kendisinde olmayan bir şeyin farkına varır; huzursuz yazar kendisi gibi önceden çizilmiş bir yoldan yürümüyordur. Bundan dolayı her daim belirsizlikle dolu bir yolculuğa atılıyor; karanlıkla, bilinmeyenle mücadele ediyordur. Bu sebeple onun yaşadığı heyecanı, macerayı, bilinmeyeni deşmeyi içten içe kıskanmaya başlar. Bu tespit, tam da Uyar’ın değindiği acemi şair profilidir.

Hülasa, şiirde acemi kalmak, hep bir diken üstünde huzursuzluğu yaşamak, şairi belli bir kalıbın getirdiği alışkanlık ve donukluktan çıkarıp maceralı bir yolun meraklı bir yolcusu yapar.


[1] Uzun saçaklı çatısı olan alçak dağ konutu.