İrfan Dağ, Özgür Ballı’nın şiir kitabı “İronika” üzerine yazdı.

Şiir sınırları çizilemeyen bir gerilimin sonucudur. Bu gerilim ya da sınırlar, zamana ve içinde bulunduğu şartlara göre şekil kazanıp, kendine alan sağlar. İroni de gerilim ve arayış sonrasında şiirde kendine yer bulmuş, şiire yön vermiş tamlayıcıdır. İroni, Sokrates’ten başlayıp günümüze kadar farklı isimlerde ve içeriğinde farklı tanımlamalarla varlık sahasını muhafaza edebilmiştir. Humour olarak addedilmekte, Eski Mısır’daki karşılığı “güldürme” olarak tanımlanmaktadır. Üstünde duracağımız asıl mesele ironi ve ironisttir. Bu yüzden yakın tarihimizden başlamalı
ve meseleye bu açıdan bakmamız icap etmektedir. Humour’dan bahsedecek olursak, doğrudan söylemeyi önceleyen; lafı evirip çevirmeden iletmeyi vurgulamak gerekir. İfadeye gidilen yol kısa ve tavır nettir. Humour’a örnek olarak Nasreddin Hoca ve Keloğlan bahsedebileceğimiz örneklerdendir. Divan şiiri açısından Humour’a misal şairler Nef’i ve Fuzuli’dir. Fuzuli’nin Şikayetname’sindeki: “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.

Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Eğer ki görünürde itaat eder gibi davrandılar. Ama bütün sorduklarıma hâl diliyle karşılık verdiler.”
İroni köken olarak Fransızca bir kelime: (İronie), Osmanlıca’da “istihza” olarak karşılık bulmaktadır. Sözlük araştırması yaptığımızda “söylenen sözün tersini kastederek kişi, toplum ve olayla alay etme” söz konusudur. Sözlük anlamından yola çıktığımızda İronist, ironiye başvurduğunda bunu kasıtlı olarak yapmaktadır. Yani ironi zeka ile harekete geçmektedir ve ironi tamamen bir bilinç işidir. İronist, teklif ettiğini ilginç kılmak maksadıyla yapmakla beraber, muhatap olduğu olaylardan ders çıkarılması için de bu yola başvurmaktadır.

Humourun ve ironinin kullanım alanlarından bahsedersek I. Yeni yani Garip ile II. Yeni şiirini dikkate almamız gerek. Tanzimat etkisiyle Türk şiiri değişime uğrayıp I. Yeni şiirinin hakimiyet alanına girdikten sonra, önce Humour’un akabindeyse İroninin etkileri görülmeye başlamıştır. Garip akımındaki Humour’un başlangıç noktalarından birisi Orhan Veli’nin, Ahmet Haşim’e yapmış olduğu şu göndermedir. Ahmet Haşim’in “Göllerde bu dem bir kamış olsam!” dizesine cevaben Orhan Veli “Rakı şişesinde balık olsam” dizesini kaleme alarak Ahmet Haşim’e göndermede bulunmuştur. Burada Orhan Veli geleneği alaya alarak humour’u gerçekleştirmiştir. Orhan Veli ve Garip akımının homour’a başvurmalarının bazı sebepleri vardır. Geleneği yıkmak, yerine yeni teorilerle zenginleştirilmiş akım oluşturmak, toplumdaki gerilemeyi ve yozlaşmayı açıklamaya çalışmak ve toplumcu bir söylemle üst sınıfın savunusundan uzaklaşarak şiiri orta sınıfın haklarını söyler hâle getirmektir.

Humour’dan ironiye geçiş yine Garip akımıyla gerçekleşmiştir. Orhan Veli’nin
“Vatan İçin” şiiri buna örnektir:

VATAN İÇİN
Neler Yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik
İronist portresine II.Yeni şiirinde rastlamak da mümkündür. Ancak II. Yeni şiiri,
Garip’in aksine orta sınıfa değil, içine çekilerek üst sınıfa hitap etmiştir. Mevcut
siyasi yönetimlerin sanata ve edebiyata yapmış olduğu baskı, II. Yeni’nin ironiye
daha çok başvurmasına sebep olmuştur. Edip Cansever’in: “ Bir tüfektir her sokağın
ucu/ Siyaha Kapalı at/ Patladı, patlayacak.” dizeleri DP’nin atına gönderme
yaptığı gibi düşünürlerin altında olduğu baskıyı da ifade etmektedir.
II. Yeni ironiyi Garip’e göre daha bilinçli kullanmıştır. Garip, ironiyi içe yönelik
olarak kabul etse de, II. Yeni tam aksine dışavurum ve kendini savunma aracı olarak
görmüştür. Garip’in ironisti ne kadar dokundurmalarda bulunsa da, bir yerde
kendisi de acı çekmektedir. Ancak II. Yeni’nin ironisti bu darplardan az acıyla
kurtulmaktadır. Turgut Uyar’ın “Geyikli Gece” adlı şiirinde : “Halbuki korkulacak
hiçbir şey yoktu ortalıkta/ Her şey naylondandı o kadar/ Ve ölünce beş on bin
birden ölüyorduk.” dizeleri II. Yeni’nin ironistine aittir. Hiçbir şey gerektiği gibi
değil, yapmacık yani “naylondan” dır. Uyar, dizelerdekinin karşıtını kast ederek
içinde bulunduğu olumsuz havaya göndermede bulunmaktadır. Edip Cansever’in
“Çağrılmayan Yakup”, Cemal Süreya’nın “Onlar İçin Minibüs Şarkısı”, Ece
Ayhan’ın “Mor Külhani” ve “Meçhul Öğrenci Anıtı” II. Yeni şiirinin ironi olarak
başarılı şairleri ve şiirlerleridir.
Humour ve İroni çerçevesindeki niyet okumamızı açıklamış olduk. Humour ve
ironi’yi hareket alanı seçerek Özgür Ballı’nın İronika isimli kitabını değerlendirmeye
ve buradaki duyarlılığı ortaya çıkarmaya çalışacağız. Niyetimizi özetleyecek
olursak: Ballı’nın şiirine tesir eden anaforları, şiirinde kullanmış olduğu tekniği/
teknikleri, Türk şiiri ortalama alınarak, durduğu yeri açıklamaya çalışacağız.

Darp edilen zihne sebepler-ana arterler
Şair, duyarlılık ekseninde yaşar, bu duyarlılığın vermiş olduğu gerginlik ve harareti
altında şiirini oluşturur. Her zaman kıvamında demlenen çay, o gün mesul
olduğu hanede, iş yerinde kıvamsız olarak demleniyorsa bunun mesuliyetini kendine yükler. Acabaların ağrısıyla içine, şairin kendi tabiriyle kırılmaya döner.
Ballı “Çağdışı” şiirinde yurda şöyle seslenir:
“Aldığımız son dakika haberine göre
Gencecik bir oğlan çatışmada ölmüş
Askerliğini bitirmesine kırk günü varmış
Karısı da hamileymiş üstelik,
-fakirlerin karısına eş denmez elbet-
Biz buna böyle buralardan
Çok üzüldük şimdi, inan
Bir sonraki habere kadar bekleyemedik.”
Şair, olandan bitenden kendini mesul görmektedir. Gencecik bir oğlanın çatışmada
ölmesine, hamile karısının düştüğü yalnızlıktan, olan her şeyden kendini
sorumlu görmektedir. Gizli bir ben oluştan yola çıkarak, şair imge üzerinden kendisinin
bir kahramansılaştırmakta, tesirli cümleleriyle bu olumsuzluğu giderebileceğine
inanmaktadır. Ancak ben-oluşun, Modern-Epik şiirde geçen kahraman
kendini gizlemekte, müdahaleden kaçınmaktadır. Aynı zamanda bu kahramanlıktan
da pişmandır.
Şiirdeki ikinci gönderme toplumun sosyo-kültürel yapısındaki çarpıklığadır. Burada
şairin başvurmuş olduğu ironist tavır bize Garip akımının başlangıç zamanlarını
anımsatmaktadır. “-fakirlerin karısına eş denmez elbet-“ göndermesi, üst
sınıfların ulanmakta oluşunun günümüzde halen devam etmekte olduğunu, bunun
çarpıklığa kadar çıktığını ifade etmektedir. Burada ben-oluş yani kahraman figürü
yeniden ortaya çıkmaktadır, bu konuşma esnasında söz sahibi kahraman-şairin
cümleleri serttir. Yine aynı şiirdeki:
“her on kasımda aynı şeyleri yazıyoruz deftere
O yüzden ilerlemiyor günümüz türk şiiri
Bütün kuşakları kayıp.”
Şair duyarlılığını muhafaza etmeye devam etmekte, yaşanan olumsuzlukların
ironisini yaparken aslında bundan acı da duymaktadır. Uyar’ın ifadesindeki gibi
‘naylondan’ olan ve siyasete gebe olan bir şiire sahibiz. Tekerrürden ibaret teoriler
ve teoriler sonucunda yazılan şiirler vardır. Zihin aynı, yaklaşım aynı, ezber bozmayan
ifadeler ve müfredat.
Şair “Büyük Seçim” şiirinde:

“öleceğimi biliyorum, evet bu iyi
Yaşlılar varken gençlerin ölmesini
Yeni doğmuş çocukların kapı önlerine
Silah görmemiş çocukların dağlara
Bırakılmasını anlamıyorum sadece
Arka sırada oturmaya mahkum tembel doğanlar
Boyu kısa olduğu için horlananlar askerde.
Çekirdek kabukları yüzünden müdür tokadı yüzümde.
Sonuncusunu unutabilirsiniz.”
Sorular soran ben-oluş, kendi başına bu sorulara cevaplar bulmaya çalışmaktadır.
Cevapları bilmesine rağmen, topluma göndermeler yaparak toplum ve ben-oluş
ile birlikte hareket ederek, çözüm bulabilir miyizin derdine düşmektedir. Burada
ben-oluş kendinden vazgeçmekte, toplumun genel sorunu olan bu olumsuzlukları
kendi acısından önce kabul etmektedir. Kısaca, olan biten olumsuzluklar karşısında
kendini unutmaktadır. Çekirdek yüzünden, yüzü kıpkırmızı eden tokat ve acı
vardır. Ancak şair yani ben-oluş kendi acısını es geçmekte, unutulmasını istemektedir.
Derdi, bu olumsuzluklara nasıl çare bulunabileceğidir.


Ben-oluş, iç-inin eksik yanı, bu kadar çok gitmek, iyi günler için-belki
İnsanlar hep gider, biraz gelebilmek için. Farkında olanlar gibi, bu farkındalığa
uzak düşenler de vardır. Çok azı ise ne gittiklerini fark eder ne de geriye döndüklerini.
Ah Muhsin Ünlü, Gidiyorum Bu kitabında “tüm eve dönmek isteyenlere”
şeklinde genelleyici bir ithafta bulunur. Ne için ve neden geri dönmek sorularının
cevapları, dönmek isteyenlerin kendi meseleleriyle ilintilidir. Ben bunu kopyalayıp,
Ballı’nın mizansenine yapıştıracağım.

Ballı mecburiyetten giden ancak şen şakrak dönen bir şairdir. Uzak nedir, yoğun
bir şekilde bilir. Uzağı çok ağır yaşar içinde, gitmek zorundadır, çünkü kursak az
ileride göz kırpar kendisine. Bu yüzden gider Ballı, kursaksız kalmamak için. Bu
aidiyet Ballı’nın kendi bulunduğu mevkiye tekabül eder. Peki ya geride kalanlar?
İşte tam da burada Ah Muhsin’in “tüm eve dönmek isteyenlere” ithafı devreye
girer.

Şair “Kırılmanın Şiir”’inde:
“kırılıyorum kırılıyorum kırıl
Kırlar kırlara kır düşmüş denir saçlara
Saçlara çoğul bir şeydir seni sevmek gibidir
Saçma sapan saçılıyorum çok uzaklarda
Kırıldıkça saçmalıyorum doğduğundan beri.”
Kırılan, saçlarına kır düşen ve dağılan aynı adamdır. Yani şairin kendisidir. Uzak
düşmüş, uzağa düşmüş ve olanların tesiriyle içinde eksilmektedir. Acıyan yanları
ve yaraları vardır. Bu ironi değildir. Gerçektir.
“senden beri bir çocuğu içimde avutuyorum
Parka gideriz diyorum, dondurma yeriz.
Sana mayo alırız suya sokarım seni
Seni alır içime sokarım diyorum bir su deniz.”
Uzak, şairi kendinden geçirmiştir. Kendisi olmasa da hayali olan ve içte yaşatılan
bir imge, gerçekçilik vardır. Şair burada bu imgeyi/gerçekçiliği parka götürmekte,
dondurma yedirmekte hatta suya sokmaktadır. Ancak gerçekçilik asıl gerçeğe
döndüğünde bunun bir düş olduğunu fark eden şair, içinde imgeyi biraz daha arttırmak
adına, içine hapsetmektedir:
“kırılmış bir şeydir otobüs biletleri
Şoför yanı olmasın, kimsenin yanı olmasın
Muavin uyandırmasın, yesin kekimi yalnızlık
Böyle böyle geçsin elektrik direkleri
Bir elektrik direği bilemez seni ne çok sevdiğimi
Bir elektrik direğinin kendi başına durmaktan yoruluşu”
Yol, şairi uzağa düşmesinden dolayı yalnızlaştırır. Otobüsler ve otobüs biletleri
gideni yalnızlaştırır. Kalmak isteyen bir giden imgesi vardır burada, kekini dahi
yalnızlığa ısmarlayan. Bu gitmek halinde elektrik direkleri bile yorulan bir imgedir.

“işe yaramaz bir adamım ben baban sayılırım
babanım ben işte yaramaz bir adam
yanında olmayan babalar işe yaramaz”
Giden şair imgeden uzaklaşıyor olmasından dolayı kendini işe yaramaz olarak

abul eder. Şaire göre her şey kalmakta gizlidir. Bu yüzden imgeden uzak olan her
baba, işe yaramaz ve faydasızdır.
“beni almış sürmüş Tercan, mercan, Erzincan.”
Elektrik direklerini saya saya geçtiği şehirleri sıralar şair. Sivas’ı geçilen dıuraklardandır.
Sırada Tercan vardır, sonra Mercan. Uyaklı oluşları şairi gülümsetir.
Sonra gidilecek son yer gelir: Erzincan. İmge ağladıkça, içi dolan bir baba olur
şair. Baba Ballıdır, imge ise Sudeniz.


Anne-baba, yakın ve uzak anne-baba, anne+baba=ne çok anne
Ballı’nın şiirinde –romansılaştırma, hikayeleştirme- kurgusu altında anne ve baba
izlekleri sıkça yer bulmaktadır. Bunlar durum yani içinde bulunan durum/şartlar
göz önünde bulundurularak belli bir kılıfa yerleştirilir. Anne burada bazen kardeşler
arasındaki adaleti sağlar, bazen merhamet sağanağıdır. Fakat baba anaforu,
Ballı’nın şiirlerinde biraz daha geride duran, suya sabuna dokunmayan bir izlektir.
Buna rağmen tesir gücü en az anne kadar vardır. Çünkü babanın damarındaki
şairlik kanı, Ballı’nın da kanına pompalanır. Bu açıdan baba izleği de önemli bir
yere sahiptir.
Şair’in “Düş Bölüm” Şiiri “annem böldü düşlerini, çoğunu kardeşime verdi” dizesiyle
başlar. Şiire ilk bakışta bir hikayenin olduğunu ve –hikayeleştirme- tekniği
kullanılarak şiirin çatıldığını görebiliriz. Burada ana unsur anne üzerinden işlenmektedir.
Şair ve diğer kardeş rol olarak sık sık görünseler de, anne vurgusu daha
baskındır. Şiirde kuşlar, masallar, tahta atlar vardır ve bunlar şairin düş dünyasına
dair mizanseni ihtiva eder.
“Kuşlardan Çoğu Zaman veya Onaltılıklar” şiirinde;
“kazağım var benim annem kokar
Yalnızlık daha çok babam gibidir”
Kazağı annesi tarafından örülen ve bu yüzden çocuk belki de yatılı zamanlarında
kazağı anne kokan bir adamdır şair. Ancak baba izleği burada yalnızlığa daha
yakın tutulmaktadır. Baba ne kadar yalnızlığa yakın tutulursa tutulsun, gizli özne
olarak şairin hayatında yerini muhafaza etmektedir.
Yine aynı şiirde;
“ayaklarım ıslak babam yalnızlık
Annem sonbahar”

Babanın şairin düş dünyasındaki yerine dair bir mimleme yapılmış, annenin ise
kazaktaki kokusu imgesi devam etmektedir.


İroni yapan-ironist midir-bir ve kaç arayış-ironist için
Ballı şiirinde kullanılan teknikleri sorguladığımızda ironiye başvurduğu gibi gerçeklik
üzerinden ifadelere de rastlamaktayız. Bu yüzden şairimiz için Humour ya
da İroninin mutlak varlığından bahsedemeyiz. Kullandığını ya da şiirinde kullandığını
savlayabilir miyiz, evet. Şair, ironiyi şiirinde çatarken bunu içi acıyarak,
acı çekerek gerçekleştirir. Genellikle “durum ironisi” yöntemini kullanarak yapar.
Üst sınıf ya da orta sınıfa yönelik olmadığı gibi, alt sınıfın hakkını muhafaza
etmek maksatlı da değildir. Denge adına bir oluşun varlığını savunur ironisinde.
Şair “Otuz Üç” şiirinde;
“oysa elma istemiyor artık çocuklar
Karın doyurduğu bile yok üstelik
Durmadan doğuruyor ama karın, yoksulluk ondan.
Bakın elalemin avropasında
Bir tane çocuk yoktur sokaklarda
Nasıl da yalan, üç elmanın yerine
-hep beraber buyurun-
Darısı başımıza darısı başımıza darısı başımıza”
Kandırılmış, Batı tarafından kandırılmış bir geçmişimiz ve geleceğimiz var. Şair
buraya ve buna dikkat çekmeye çalışıyor. Bunu yaparken aslında Batı uygarlığından
taraf konuşuyor gibi görünüyor, fakat niyeti bunun tam tersi. İçini açıp baktığınızda
bu işin gerçekten böyle olmadığı ve kandırılmaya çalıştığımızı anlatıyor.
Şair durum ironisi yaparak, bu oyunu ifşa etmek istiyor.
Şair “Olasılık Hesabı” şiirinde;
“albümü tuttu diye film de çeken
Yakışıklı olmayan türkücü gerginliği”
Toplumun bir gerçekliğine daha ironik bir gönderme yapmaktadır şair. En ufak
olumlama karşısında tüm meslek gruplarını bilen, bu meslek gruplarından yola
çıkarak yorumlar yapan bireylere göndermedir. Kanaat önderi diye tabir edilenlere,
ne kadar kanaat ve önder sorusunu sormak tam da yeri.

Lirizm-epik gergefinde üslup arayışı ya da modern-epik şiirin zaferinin yakın
oluşu mu?

Özgür Ballı’nın şiiri üslup olarak lirik şiire yakın durabilir. Bunu kabul etmekle
birlikte şiirlerinin tamamının bu yapıda olduğunu düşünmüyorum. Ballı’nın çok
hızlı olmasa da zamana yayılan ve değişen bir şiiri var. Bu algı olumsuzluk olarak
algılanmasın. Yerinde durmayan ve arayan bir şiir, Ballı’nın şiiri ve mesele etrafında
kurgulanıyor. Bu arayış ve zamana yayılma, şiir konusunda Ballı’nın elini
daha da güçlendirmekle birlikte poetik bilgisini arttırmakta. Duygusallık ve inceliğinin
yanında epik kırıntıların varlığından bahsedebiliriz. Yazı içerisinde yapmış
olduğumuz örneklemelerde romansılaştırma ve hikayeleştirmeden bahsetmiştik.
Modern dili bu kurguların üzerine eklediğimizde lirik ve epik ışığında yeni bir dil
çıkıyor ortaya. Savımızın örneklemesi “Filler Zıplamaz” şiiri üzerinden olacaktır:
“sonradan renklendirilmiş bir resim,
Yüzüne iliştirilmiş gülümseme
O eski çocuk bahçesinden
Ne kaldı geriye,
Ne kaldı
Yolculuklardan sonra
İçimde”
Şiirin girişinden itibaren lirik bir hava hakim. Bu Ballı’nın şiirinin doğasını ve üslubunu
yansıtıyor, düşüncesini hâsıl ediyor. Uysal, sakin başlıyor şiir. Aynı şiirde:
“isyancıyım, aşka düştüm ne olur
Kaldırılacak kazan kalmamış tarihte,
Gitme…”
Sertleşen, meydan okuyan üsluba bürünüyor ve bu şekilde akıyor şiir. Gitme derken
duraklıyor şair, merhamet gösteriyor. Şiirin devamında:
“benim ellerimi şiire bulama”
Lirik başlayan şiir, şiirin bitiminde bambaşka bir üsluba bürünüyor. Bu şairin denemeyi
seven, şiire sabırlı yaklaşmasındandır. Şair üslup sıkıntısı çekmemektedir,
bir deneyseli vardır burada. Farklı üslupları içinde harmonileştiren bir deneysel.

Son-uçu açıklama çalışması-genel gözden geçirme
Şairin şiiri lirizm ve epik çerçevesinde kendine alan açmaya çalışan bir şiiridir.
Toplumcu gerçekçilikten faydalandığı gibi Garip’in ironisini de fark etmekteyiz.
Uyar’ın tesirinden, Cemal Süreya’dan. Ballı’nın şiiri gününe yakın, gününün duyarlılığıyla
yaşayan bir şiirdir. Acemi değildir ancak tedirgindir. Dertlenir, hisseder,
acı duyar. Sınıf ayırt etmez, tek olanı savunur ve “Allah’ı sever.”
Çarpık ilişkilere bulaşmadan, Ballı’nın iyi niyetini muhafaza edip şiirin kendini
devam ettireceğine inanıyorum. Ballı’nın şiiri durmayacak ve yoluna devam edecek.
Vaat edilen şairlik övgüsü Özgür Ballı’nın nazarında kendini buldu. Bunu
devam ettirme konusu mu, herkes merakla beklesin. “İronika” 20 şiirle çıktı karşımıza,
Ballı’nın sağlam şiirlerle bizi selamladığını görmeye devam edeceğiz.
Özgür Ballı daha ince-sert şiirler yazmaya devam edecek. Otellerin yanmadığı,
fokların öldürülmediği, her erkeğin dişiline eş dendiği. Ballı, meselesi olan adamlardandır.

*Bu yazı, Aşkar Dergisi’nin 22. sayısında yayımlandı.