Sırrı Can Kara – Anti-Konformizm Elden Gidiyor

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.


Akademi ile konformizm arasındaki sıkı bağ tam da burada başlıyor işte. Hoca,  hoca olarak kürsüde dururken, sınıf içinde devletvari bir rol oynar. Bireye devlet tarafından bahşedilmiş bir yüceltmedir isminin önündeki sıfatlar. Bu noktada otoriteden yana olsun yahut olmasın, düşünce meselesinde akademi içindeki herkesin yine otoriteyle ilişkisini çözümlememiz çok zor olmayacaktır. Hem ne diyorlardı, iki şey arasındaki aynılıkları tespit etmek için farklılıklarına bakın, bu galiba çağımızın otoriteyle de olan ilişkisini özetleyebilecek en uygun söz. Bütün akademiler, devletçe düzenlenen müfredata sahiptirler.

Kabul edilse de edilmese de oradan çıkacak bir muhalif ses dahi, yine otoritesinin sınırlarını koyduğu bir başkaldırma olacaktır. Ki yeri geldiğinde otoritenin meşruluğunun açığa çıkması için suni bir çatışma da gerekecektir, bu çatışma durumunun siyaset bilimi öğrencilerine “demokrasi için gerekli bir hareketlenme olarak” öğretildiğini bilmemizde yarar var. Bu “çatışmalar”, son noktada gelebilecek büyük depremlere karşı bir öncü deprem niteliği taşıyacak, böylece otorite, kendi sağlamlığının nereye kadar gidebileceğini tespit edecektir. İşte burada akademi,  kendi konformizmini üretmekle mükelleftir. İdarenin tahsis ettiği alanda oynanır bu oyun. İşin garibi İdarenin askerleri diye alaya alınan 657 sayılı kanuna tabi memurların bile devlet organizasyonuna karşı bir akademisyenden daha çok sivil kalma olanağı vardır. İdareyi çevreleyen doktrini üretmez en azından.

İngilizcede “otorite” (Authority) sözcüğünün kökeni “yazardır” (Author). Evet, gerçekten de daha önce akademik makaleleri, araştırmaları, istatistikleri belli oranda belli biçimde yargılayarak okuyorduk. Fakat şimdi elimizin değdiği akademisyen, sanatın bir alanında mutlaka bir ilgisi olduğunu ve bunun üzerine alıştığını söylüyor. Otoritenin bu gizli elemanları bizim sivil bir alan olarak belirlediğimiz sanatın içine o kadar girdiler ki, şimdilerde sanat çevrelerinde sesinizin duyulması için ya “eskiden kalma” ya da akademik bir titrinizin olması gerekiyor.

Durum buysa işler şiir bahsinde daha da sarpa saracak gibi gözüküyor. Bizim şair olarak reddettiğimiz her şeyin karşısında bunların ciddi şeyler olduğunu söylüyor bize akademi. Şiirin başından beri şiir oluşuyla, bu metinleri şiir yapan insanların tarihsel kişiliklerine baktığımız vakit, daha önce pek de rasgelmiş bir mesele olmadığını görüyoruz. Sözgelimi Homeros’a karşı Sokrates yani aslında Platon, Yunus’a karşı mollalar. Kendi şiir tarihimizde de kendi mesleğini, şiirin varlığının ötesine koyan bir örneği zor buluruz. Taşlıcalı’dan bahsedelim mesela, devlet kademesinde olmasına rağmen şiiri şiir olarak mesleki rütbesinin de ötesine geçmiştir. Şiiri bize varmış bir sürü Şeyhülislam da var.

Elbette bundan bahsetmemiz, nostaljik fanteziler değil. Hatta konformizmin babaları da maalesef şiir tarihimizde mevcut. Fuzuli mesela, Şikâyetname konformizmin amentüsüdür. Neden yazıldığı, içeriği, bir yer elde etmek istemekten başka bir şey miydi? Ya da şimdi Baki Ayhan’ın festivallerine katıldığı İslamcılar, yıllarca Garip akımı mevcut devletin bir planıydı diyerek çamur attılar. Şimdi kültür bakanlığını çıkardığımız takdirde popülasyonlarının herhangi bir numarası kalıyor mu?

Aşkar 38’den alıntılanmıştır. 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

About Author

Leave A Reply