Osman Özbahçe – Şiir Siyasete Yenildi

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.


2000’ler başladığındaysa siyaset her hususun tek hedefi hâline geldi. Çünkü ortada siyasi bir partinin iktidar başarısı vardı. Yeni nesil gençlik rol modellerini siyasette ve siyasetin sunduğu dünyalarda aramaya başladı. Muhalefet bu dünyalara dâhil olamamak anlamına gelmeye başladı. Bir ifade aracı olarak bile şiire ihtiyaç kalmadı. Çünkü şiir, insanı siyasete / iktidara taşıyamıyordu. Vakit kaybıydı. Bütün hayatı kaplayan siyaset şiiri geçersizleştirdi. Şiirin geçersizleşmesi ne demek? Kimse dönüp şiire bakmıyor demek. Roman ve hikâye bu yeni döneme adapte olmayı başardı. Fakat bunu kendilerinden, doğalarından vazgeçerek yaptılar. Derinlikli kavrayıştan yoksun düz anlatıma razı oldular. Edebiyatın dışına çıkarak edebiyat olmayan yeni bir edebiyat ürettiler. Örneğin sinema ve televizyon romanın ölçüsüne dönüştü ve bu bakış açısı edebiyatın içinde yer almayan yeni bir romancı karakteri yarattı. Roman bu sayede pazara girdi.

1980 darbesine kadar şiire ihtiyaç duyan siyaset, askerî rejim ortamında kumda oynamasına izin verdiği şiirle, 2000’lerde bütün bağını kopardı. Cumhuriyet boyunca baskılanan İslâmcı muhalefetin iktidar başarısı, bütün başarı yollarını siyasette topladı. 1980 sonrası siyasi baskıyla siyasetten uzaklaştırılan şiir, 1960’lardan, 1970’lerden devreden okuyucuyla 1980’lerde idare etti. 2000’lerde kimsesiz kaldı. Bu kimsesizlik, siyasetin şiiri kendi hâline bırakmasıyla, bir ba-ğımsızlaşma olarak okunamadı. Bir özgürlük hareketine önüştürülemedi. Çünkü bu okumayı gerçekleştirilebilecek etkili şairlerimiz yoktu. 1960’lar ve 1970’lerin ideolojik kamplaşmalarının yedeğinde şair “bizim şair”imize dönüştürüldü. Söz konusu kampın kitlesi o kampın şairi olarak onu tanıdı, okudu, yaşattı. Yapay, steril ortamlarda yaşanan gerçeklik duygusunun gerçek hayatta hiçbir işe yaramadığı 2000’lerde ortaya çıktı. Kampa (nabza) göre şair, şiire göre değil, kampa göre hareket etti. Yazdıkları kampa yetti, şiire yetmedi; ama kamp şiiri değil, kampın öngörülerini arıyordu. 1980’li yıllarda da aynı kitle, artık değişik uğraşlar edinmeliyiz yoksa darbe yaparlar, korkusuyla sanatçı kesildi. Sanatı kamuflaj aracı olarak kullandılar. Zararsız vatandaş kimliklerini şiirle ispat ettiler. Dışarıdaki zararsız; romantik havaya içerden cevap gecikmedi. Bu dönemde hapishane şiiri başlıklı bir şiir türü doğdu. Aynı dönem bizi arabesk şiir diyebileceğimiz müzikli şiir kasetleriyle tanıştırdı. Kaseti yapılan şiirin kitabı bile çıktı. Artık şarkıcı mı, şair mi, performans sanatçısı mı olduğuna karar veremediğimiz yeni bir şair türü doğdu. Bu kasetleri dinleyerek büyüyen yeni nesil şair kim sorusunu bu yeni sanatçılarla cevaplamaya başladı. Bu durum, 1960’lardan 2000’lerin başına kadar, şiirimize bulaşıcı, salgın bir hastalık şeklinde musallat olan abartılı romantizmin sonuçlarından birisiydi. 1960’lar ve 1970’lerdeki devrimci romantizm 1980’lerde çeşitlendi. Büyük şehir sıkıntısı ve doğaya özlem başat duygulara dönüştü. Bu dönüşüme, “Hadi gel köyümüze geri dönelim” veya “12 Eylül (1980) öncesine dönmek istiyorum” gibi yaklaşımlar ışık tuttu. Bizim kuşak şiir tarihimizde en çok lirizm eleştirisi yapan kuşaktır. Biz soğuk akılla sıcak kalbimizi buluşturmaya çalıştık. Fakat siyasetin şiirle bağını koparmasını zamanında kavrayamadık. Bizi gölgeleyen şemsiyeyi şiirin şemsiyesi zannediyorduk; meğer siyasetinmiş. Şiirin yönsemesi, genel gidişatı açısından temel perspektifler meğer yenilik arayışları değil, kumda oynamakmış.

Öyle şiirler yazmalıydık ki kimse bizden yüz çevirememeliydi. Elini veren kolunu kaptırmalıydı. Bize bir kere merhaba diyen bir daha geri dönememeliydi. Biz sorunlarımızın temeline inmek yerine piyasa kavgası yaptık. Bu piyasa, büyük pazar karşısında bakkal bile açamamış işportacıların sokakta yer kapma kavgasıydı. Oysa şiir bahsinde piyasa pazar değildir. Şiirde piyasa insandır. Bunu hiçbirimiz anlayamadı. Piyasa, yani şiirin alıcıya çıkacağı alan, insandan insana giden şiirin insanla kurduğu bağdır. Bu bağı güçlendirmek yerine sen-ben meselesiyle hem şiirin temel sorunlarına körleştik, hem bu tartışmalarla şiiri iyice içe kapatarak kimseyi ilgilendirmeyen bir böcek bilime dönüştürdük, hem de yeteneği küstürdük.  Kalan okuyucu da işportacı kavgasından bıktı.

Aşkar 32’den alıntılanmıştır. 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

About Author

Leave A Reply