İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I (Şafak Tarhan)

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I

Hüseyin Karacalar sordu Şair Şafak Tarhan cevapladı.

Şafak Tarhan: “Şiir bize şairin şahsiyeti ve birikiminden gelen bir sır olduğunu da hissettirmelidir.”

Merhaba Şafak. Nasılsın? Zor günlerden geçiyoruz biliyorsun. Bu süreçte kendini nasıl hissediyorsun?

Yorgun, öfkeli lakin ümitli… Hayatımın en uzun ve en karanlık gecesinden arda kalan hislerim bu kelimeler arasında savruluyor. Biz, yani seksenli yıllarda doğanlar ömrünü geçirdiği yıllar itibariyle biraz konforumuza düşkün büyüdük. Kalbimiz, vatan mefhumu ile bezense de bu kutsi kavramı maddi ve manevi savunmanın tatbikini hiç yaşamamıştık. İşte bu yüzden yorgunum ancak bu, tatlı ve kamçılayan bir yorgunluk. Öfkemin sebebi ise, böyle büyük bir musibetin, alçaklığın, hainliğin –bu tanımları sonsuza kadar uzatabilirim- bu kadar yakınımızdan gelebileceğini hiç düşünmemiş olmam. Çok yakın, çok içimizden insanların planladığı bir işgal girişimi, öfkelenmemek elde değil…

Ümitli olmamın tarifi ise henüz kendi içimde dahi adlandıramadığım bir biçime sahip. O gün Türk Milletinin gösterdiği mücadele her aklımıza geldiğinde ümitleneceğiz inşallah…

Eyvallah. Türkiye’yi vatan bildik. İçten ve dışarıdan gelecek her türlü tehlikeye karşı Allah bu millete direnme ve savunma gücü verdi çok şükür. Rabbim memleketimizi büyük felaketlerden korusun diyerek şiir meselesine geçmek istiyorum. Uzun zamandan beri Aşkar’da şiirlerini okuyoruz. Niçin Aşkar? 

İlkler kıymetlidir. Süreklilik de öyle. Ancak bu sorunun cevabını iki husus üzerine oturtuyorum.

Birincisi; bir şiir kaleme alıp Aşkar’a gönderdiğimde biliyorum ki içeriği poetik manada kuvvetli bir istişare, bir eleştiri süreciyle karşılaşacağım.

İşte bu sürecin öncesinde ya da sonrasında, dizelerimin direncini, akışını kuvvetlendirmeyi ya da eserime çok güvensem dahi bir kere daha gözden geçirmem gerektiğini kendime tembihliyorum. Güncel edebiyat ortamının en büyük sıkıntılarından popülizm ve had bilmemenin önüne çekilen bu faydalı ve şiddetli elek, Aşkar’ı benim için çoğu dergiden ayrı bir noktada konumlandırıyor.

İkincisi ise Aşkar’ın yerli ve milli bir damara sahip olması bunu tek merkezli değil doğduğu yer ve yazarlarının ikamet ettiği coğrafyalar, ürettiği eserler açısından dolu dolu icra etmesi olmuştur. Maalesef 2000’li yılların edebiyatı, Anadolu’nun hakikatlerini ve insanını öteleyen, şehirleşen bir muhteviyata sahip. Bunu ıskaladığımız her an yeniden kaybettiğimizi düşünüyorum. İşte Aşkar’ı, bu hataya düşmeyip güncel bir dille aslımızı sürdürme hevesinde bir dergi olarak görüyorum.

 

Şiire nasıl başladın? Niye başladın? Şiirin hayatında bir yeri var mı? Olmasa da olur mu?

Kalemi edebi bir kaygıyla elime ilk aldığımda öykü çok çabaladığım bir alandı. Eskisi kadar olmasa da hala aklıma güzel bir hikâye düşerse bunu kaleme almaya çalışırım. Fakat yaş ilerledikçe insanın yaşadıkları, hislerinin olgunluğu ve ifade etme biçimi yoğunlaşıyor. Bu terakkinin yazma kaygımla birleştiğinde beni elimden tutup şiire sürüklediğini ya da daha doğru bir ifadeyle kendi rızam ile çekildiğimi fark ettim. Tabii ki bunda karşılığımı bulduğum şiirlerle buluşmamın da rolü büyük olmuştur.

İlk başta yazdığım şiirleri edebiyat dergilerine yollamadım. Kendi adıma açtığım bloglarda ya da yine internet üzerinden yayın yapan edebiyat ortamlarında yer buldular kendilerine. Bu, daha önce bahsettiğim had bilme meselesiyle doğduran ilgili bir davranıştı.

Daha sonra, bahsettiğim mecralarda okuyuculardan güzel tepkiler almaya başladım. Sosyal medyada paylaşımların insanlara ulaşma hızı, niteliği tartışılsa da, çok kuvvetli. Bu sürecin ardından şiirlerimi matbu olarak yayımlama hevesiyle tanıştım. Şiirlerimi önce birkaç fanzine daha sonra da sürekliliği olan dergilere yolladım. Bir önceki soruya verdiğim cevapta da belirttiğim gibi bunlardan biri/ilki de Aşkar oldu.

Şiirin hayatımdaki yeri sorusuna da hep tekrarladığım kısa bir cevap vereyim; çevreme ve yaşadıklarıma sırayla iki nazar ile bakmaya çalışıyorum; hakikat ve şiir. İlki her şeyimi etkilediği gibi şiirimi de etkileyen en temel unsur. Şimdi kimin olduğunu hatırlamadığım “Şiir, mutlak hakikat arayışıdır.” cümlesi zihnimde çok sık tekrarlanır.

Şiir yazmanın dışında poetik anlamda şiire kafa yoruyor musun? Neler söylemek istersin?

Bu hususta kafa yormaya aslında ilk şiirimle beraber başladım diyebilirim. Çünkü ne yaptığımı ya da nasıl yapacağımı hep belli sütunlara oturtmaya çalıştım. Bu da poetik bir düşünme ve okuma sürecini beraberinde getirdi. Bu düşücelerimin neticelerinden birkaçını paylaşmak isterim.

Öncelikle bir biçim oluşturabilmek için şairin şiirine şahsiyetini vermesi gerekiyor diye düşünüyorum. Eserini kaleme almak için oturduğunda edilgenliği değil etkinliği esas almalı. Bu da bize şairin hayat ve şiir karşısındakini konumunu tespit etmemizde faydalı olur kanaatindeyim.

Tabii bu konumu kolay tespit edemiyor olmamız, o işi, düz yazıdan ayıran bir husus olur. Çünkü şiir, bir haberin açıkça ilanı üzerine kurulmamalıdır. Evet, bize bir haber vermelidir ancak bu haberde şairin şahsiyeti ve birikiminden gelen bir sır olduğunu da hissettirmelidir. Bunu ben ne kadar becerebiliyorum henüz farkında değilim ancak bu husus üzerine çabalıyorum.

Bunun yanı sıra ne duyguların abartılı romantizmle perişan edilmesi ne de düşüncelerin bir nutuk hüviyetine bürünmesine fırsat vermemek benim için çok önemli bir denge çalışması. Çünkü bu iki kavramın birbirini iyiye dönüştürebildiği bir harmoni her zaman iştah kabartıyor.

Son olarak ise kelime seçiminin önemine vurgu yapmak istiyorum. Şair, tüm sırlarını bir mücevher işçiliği ile kelimelere nakşettiğinden her seçim bütünün değerini kıymetlendiriyor diye düşünüyorum. Bu hususta Necip Fazıl Kısakürek; “İçine renk renk, çizgi çizgi, yankı yankı cihanlar sığdırılmış birer esrarlı billur zerreleri”dir, der kelimeler için. Bu mesele daha hoş tarif edilemezdi sanırım.

 

 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

About Author

Leave A Reply