İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II (Cihat Özsöz)

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Hüseyin Karacalar sordu şair Cihat Özsöz cevapladı

Cihat Özsöz: “Kendimi bildim bileli şiir var hayatımda ya da daha doğru bir ifadeyle hayatımda şiir olduğundan beri bir hayatım var.”

Merhaba Cihad. Nasılsın? Zor günlerden geçiyoruz. Kendini nasıl hissediyorsun?

Merhaba. Kendimi nasıl hissettiğimi ifade etmem çok zor. 15 Temmuz akşamından beri hepimiz olanları takip ediyoruz. Her platformda ayrıntılı analizler, derinlemesine tartışmalar yapılıyor, yapılmalı da. Fakat ben içim dolup taşıyor olmasına rağmen düzgün bir cümle kuramıyorum tüm bu olanlarla ilgili. Bu menfur darbe girişimini atlatmış olmak çok önemli ama olaylar esnasında hayatını kaybeden masum insanları düşündükçe hüzün daha ağır basıyor. TRT spikerinin bildiriyi okuduğu ve eşimle birbirimize dehşet içinde baktığımız anlar gözlerimin önünden gitmiyor.

Kendimi bildim bileli bu ülkede büyük ve sıkıntılı olaylar oluyor. 80’lerde doğan insanlar 12 Eylül’e şahit olmadı belki ama onun bakiyesi olan problemlerle adım başı karşılaşıyorlar. Siyaset doğrudan gündelik hayatımızı şekillendiren bir olgu olduğundan aktif olarak siyasetin içinde yer almasak da bu alanda yaşanan durumların sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kalıyoruz. Rahmetli babam aktif siyasetin içinde olduğu için çok küçük yaşlardan beri farkında olarak ya da olmayarak, yakından ya da uzaktan gündelik siyasi olayları takip ediyor, okuyor veya izliyorum. Maalesef yeniden sonuçlarıyla uzun süre uğraşacağımız bir döneme girdiğimiz net olarak görülüyor. Ben bundan sonra olacaklar için de biraz endişe duyuyorum. Elbette 15 Temmuz’a neden olanların yaptıklarının bedelini ödemesi gerekiyor.  Masum insanlar öldü. Cunta yönetimine karşı duran masum insanlar, bundan ötesi yok. Devlet içinde bu tip yapılanmaların önüne geçilebilmesi için bir şeyler yapılmalı. Ancak kurumların bundan sonra atacağı adımları akıl süzgecinden geçirerek atması çok mühim. Yapılacak hukuki düzenlemeler yeni siyasi ve/veya toplumsal krizler doğurmamalı. En önemlisi, siyaset kurumuna özeleştiri alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor.

En başa dönersek, kendimi nasıl hissediyorum? Bilmiyorum…

Eyvallah Cihat. Allah vatan için ölenlerin şehadetlerini kabul etsin. Çocuklarımıza bırakacağımız yegâne emanetlerimize sahip çıkan bu milleti can-ı gönülden kutlayarak edebiyatla ilgili sorularıma dönmek istiyorum.  Uzun zamandan beri Aşkar’da şiirlerini okuyoruz. Niçin Aşkar?

Kendimce şiirle uğraşmaya başladıktan sonra yazdıklarımı yayınlatma konusunda çok uzun süre ketum davrandım. Sonra bir gün kendimi Abdullah Faruk Gönüllü, Aykut Ertuğrul ve Ömer Faruk Demirel’le birlikte, İstiklâl Caddesi’ndeki Orhan Veli Şiir Evi’nde dergi toplantısı yaparken buldum. Bu toplantıdan kısa bir süre sonra Yumuşak Ge Dergisi yayın hayatına başladı. Heyecan verici bir süreçti. Taşın altına elimizi koymak adına hepimiz çalışmalarımızı bir araya getirdik. Sonraları “Bir şiirin yayınlanıp yayınlanmayacağına nasıl karar verilir? Şiiri yayınlanmayacak insanlara ‘bu şiir olmamış’ denir mi? Bu kadar öznel bir şey nasıl değerlendirilir?” gibi sorularla boğuşmaktan dergiye yönetimsel anlamda somut katkı yapamadığımı gördüm. Hatta bu konuda yukarıda ismini saydığım dostlarıma karşı hep biraz mahcubumdur. Fakat bir şekilde şiir yayınlamaya başlamıştım ve Yumuşak Ge yayın hayatına son verdiğinde ciddi bir boşluğa düştüğümü hissettim. Dergiciliği aynı heyecan ve kaygılarla yapan başka insanlar var mı diye araştırdığımda Aşkar ismiyle karşılaştım. Öncesinde de haberdardım dergiden tabii ama bir dergiyle o dergide yazmak isteyen biri olarak iletişime geçmek çok farklı bir his. Sağ olsun İdris Ekinci şiir yayınlatma talebimi çok sıcak karşıladı ve kendimi Aşkar’ın sayfaları arasında buldum. Aşkar’daki arkadaşlar işini titizlikle yapan, çalışkan insanlar. Farklı seslerin yer aldığı bir platform, bu çok önemli.

Şiire nasıl başladın? Niye başladın? Şiirin hayatında bir yeri var mı? Olmasa da olur mu?

İnsan kendini ifade etmek için bazı yollar arar. Farkında olmasa da yapar bunu. Yürüyüş şeklimizden tutun da bir bardağı elimizde tutuşumuza kadar bu böyledir. Ancak bu gündelik ifade biçimleri işe yaramıyor bazen. Bunu fark ettiğimde bir şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Bazı özel durumlardan dolayı psikolojik olarak sıkıntılı bir dönem yaşıyordum. Henüz ortaokul öğrencisiydim. Sayısız şey denediğimi hatırlıyorum. Otomobillere hiç ilgim olmamasına rağmen otomobil tasarımları yapmaya çalıştım, karikatür çizmeyi denedim, futbol takımları için forma tasarladım. Tabii hepsi amatörce, çocukça çizimlerdi. Daha aklıma gelmeyen bir sürü şey yaptım. Sonra birden ülkede şiir okumak popüler hale geldi. Artık lise öğrencisiydim, 90’ların ikinci yarısıydı. Şiir kasetleri çıkmaya, şiirler için klipler çekilmeye başlandı. Şiir ilgimi çekmeye başlamıştı ama bir şeyler yazacak medeni cesaretim yoktu. Bir gün okuldaki edebiyat öğretmenimiz Rabia Arıcı –adını hiç unutmam- bize bir ödev verdi. Divan şiirlerinde geçen bazı Osmanlıca kelimeleri listelememizi, anlamlarını öğrenmemizi ve bu kelimeleri kullanarak şiir yazmamızı istedi. Bu ödevi yaparken kelimelerle daha önce kurmadığım bir ilişki kurmaya başlamıştım. Ufak ufak denemeler yapmaya başladım. Çok yakın dostlarıma okutuyor, onlardan gelen geri bildirimlerin verdiği heyecanla yenilerini yazıyordum. Babamın kitaplığında bulduğum şiir kitaplarını okuyor, edebiyat ansiklopedilerini karıştırıyordum. O dönem yazdığım metinlere şiir denir mi bilmiyorum, çok uzun ve çocukça cümlelerle doluydu. Yaşımdan büyük şeyler yazmaya çalıştıkça da komikleşiyordum.

Bir sonraki sene dersimize öykü yazarı Osman Çeviksoy girmeye başladı. Şiirlerimi kendisiyle paylaştım. Şu cümlesini hiçbir zaman unutamayacağım sanırım; “Cihad bence Manas Destanı’yla yarışmana gerek yok!”. Anlatılmak istenenlerin daha öz ifadelerle anlatılması gerektiğine dair çok vurucu bir tecrübeydi benim için. İçeriğe daha fazla önem vermeye başladım. Bu arada Türkiye Yazarlar Birliği’nin Şiir Okulu’na katılma fırsatı buldum. Şiirin okulu olur mu? Bence hayır. Gerçekten de şiirin tarihine dair bazı bilgiler dışında şiire dair pek bir şey öğrenemediğimi hatırlıyorum bu okuldan. Fakat orada beni yeni okumalara teşvik eden çok sayıda güzel insan tanıma fırsatı buldum.

Liseyi bitirdiğim yıl ise dil bilimci Nizamettin Uğur ve onun öğrencileriyle tek sayıdan ibaret bir fanzin çalışmasında yer aldım. Bir iş hanında Kaan İnce adına kurulmuş vakıfa ait küçük bir odada şiir üzerine konuşuyorduk. Haftalarca sürdü bu toplantılar. Kelimelerin kullanımına dair önemli tespitlerle dolu sohbetlerdi. Çok faydasını görmüştüm. Hala şiir yazarken bazı kelimeleri kullanmaya kalktığımda Nizamettin Hoca’nın yüzü gelir gözlerimin önüne.

Aynı yıllarda benim için çok önemli bir dönüm noktası olan durum gerçekleşti ve Attila İlhan okumaya başladım. Attila İlhan’ın ifadeleri, duygusu ve şiirinin gücü beni çok etkilemişti. Tüylerim diken diken “benim yazmak istediklerimi yazmış” diye diye okudum. Hatta bir ara o kadar çok okudum ki basit bir Attila İlhan taklidinden ibaret şiirler yazmaya başladım. Yeniden okumalarımı çeşitlendirmeye ve kendimi geliştirmeye çalıştım. Bunları çok bilinçli yapmıyordum tabii. Buradan bakınca bu şekilde tanımlayabildiğim değişik bir doyamama haliydi bu çabalar.

Kısacası kendimi bildim bileli şiir var hayatımda ya da daha doğru bir ifadeyle hayatımda şiir olduğundan beri bir hayatım var. Bu yüzden okuyarak ya da yazarak fark etmez, şiirsiz olmayacağına eminim.

 Şiir yazmanın dışında poetik anlamda şiire kafa yoruyor musun? Neler söylemek istersin?

Genel olarak edebiyatla ilgili şunu söyleyebilirim, çalıştığım alan olan sosyolojiye dair öğrencilerimle konuşurken gündelik hayatın önemine dikkat çekmeye çalışırım hep. Akademik kaynaklar önemlidir ama geriye dönük okumalarda edebi eserler çok daha büyük önem taşıyor. Günlükler başta olmak üzere edebi eserlerin tarihsel dönemleri net biçimde önümüze serdiğini görüyoruz. Şiir öznelliğiyle burada biraz daha ayrı bir yerde duruyor. Üzerine söz söylemenin en zor olduğu alanlardan biri bu yüzden. Yazan şair açıklamadığı sürece neden o kelimeleri seçtiğini hiçbir zaman anlayamıyoruz. Hatta belki kendisi de bilmiyor.

Şiire kafa yorma konusuna gelirsek, şiir yayınlatmaya başladığımdan beri sorulmasından en çok korktuğum soru buydu. Hep “Kim benimle niye söyleşi yapsın ki?” diye kendimi rahatlatıyordum. Fakat sorularınıza cevap verirken farkında olmadan bu konuya kafa yorduğumu da görmüş oldum. Şiire kafa yorduğumu görebiliyorum ama bu konudaki okumalarım hiçbir zaman planlı olmadı. Farklı zaman dilimlerinde farklı şairlere odaklandığımı, neyi niye yazdığını anlamaya çalıştığımı böyle üzerlerine konuştukça fark ediyorum. “Şiir çalışmak” ifadesini pek sevmem. Bir insan içinden geliyorsa şiir yazıyordur zaten ve her alanda olduğu gibi bu konuda da kendini geliştirmek için okumak zorunda. İdeoloji gözetmeksizin okumak zorunda. Devir değişti diye düşünülse de bu konuda hala ciddi bir yarılma var.

Kendi adıma iyi şiir yazmak için uğraştığımı biliyorum, farklı şairleri hep bu yüzden okumuşum. İyi her neyse ona ulaşamadığımı hatta ulaşamayacağımı da görebiliyorum ama hayatımızdaki her şey ömrümüzün son bulacağı güne kadar süren bir çabadan ibaret zaten. Neden yazdığım sorulursa da cevabım kısa; daha önce de belirttiğim gibi, gündelik ifade biçimleri her zaman yeterli olmuyor.

 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

About Author

Leave A Reply